18 Şubat 2010 Perşembe

İlişkiler

Terkedildin? Acı çekiyorsun? Ve kendini küçük düşürmeye her zamankinden daha çok hazır durumdasın. Ayrılığın ilk birkaç ayı çok sancılı geçer, bunu hepimiz biliriz. Ağlamalar, depresif tavırlar, sürekli bir arabesk müzik durumu... (ıyh nefret ederim!) Peki insanların kendilerini bu kadar hırpalamaları gerçekten gerekli mi? Bana pek doğru gelmiyor bu. Bakış açısı önemli bir etken bu durumda.

Örneğin; birini terkettiniz. Sevmiyorsunuz artık. Hani yapılabilecek başka birşey yok. Mutlu değilsiniz, mutlu olmadan bir birliktelik yaşamaya çalışmak zaten çok yormuş sizi. Kopsun inceldiği yerden dediniz ve ayrılık kararı aldınız. Karşınızdaki kişi sizin ne düşündüğünüzü umursamıyor. Sürekli bir sitem, sürekli bir hakaret. Telefonunuz susmuyor. Bıkıyorsunuz artık. Canınıza tak ediyor. Aslında sadece sevginizin bittiği kişiye artık nefrette besliyorsunuz. İşte vaziyet bundan ötesine gidemez.

Bu pencereden bakınca ne kadar itici görünüyor değil mi? Ama bu devirde çoğunun yaptığı bu! Halbuki asillik vazgeçilmezdir. Karşındaki insanın hayatına duyduğun saygı kalıcıdır. Belki sevgisi eskisi gibi değil ama size duyduğu saygı kesinlikle eskisinden daha derin olacaktır ve zor bir gününüzde çalacak bir kapınız yerinde duruyordur. Emin olun gururunuz sizin herşeyinizdir ve onu muhakkak unutacağınız biri için yok etmeniz saçmalık olur.

Hiç kimse unutulmaz değilken, kendinizi bu kadar küçük düşürmeye ve yıpratmaya hakkınız yok!

13 Şubat 2010 Cumartesi

Sadece Yaşlanıyorum

Çok sevdiğim bir filmde geçen bir repliktir aslında bu yazıya beni gebe bırakan..

Leon: Büyümelisin Mathilda!
Mathilda: Ben artık büyümüyorum sadece yaşlanıyorum.

Tek bir cümle anlatıyor işte aslında gerçek olanı. Hissiyat; doğuştan gelen bir olgu. Bitmeyen, tükenmeyen, sürekli kendini yenileyen. Bir insanın gelebileceği son bir nokta var mıdır ki? Her gün yeni bir hayat sürülmüyor mu aslında önümüze. Bunlarla büyüyoruz. Son ana geldiğimizi düşündüğümüzde ise bizde aynı cümleyi kurmaktan öteye gidemiyoruz. Umudun tükendiğinde ve bundan başka bir duygu yok, olmasın dediğinde söyleyebilceğin bir söz; yeterince olgunlaştığın ve artık ruhunun değil sadece bedeninin yaşlandığını ima ettiğin sözdür.

Çünkü ruhunu dondurup kalmasını istediğin zamanda bıraktın ve artık bedenine ne olduğu önemli değil.

İlelebete taşıyabilceğin tek şey ruhunken gittikçe deforme olan bir kalıba kendini bağlaman zaten saçmalık olmaz mıydı?

22 Ocak 2010 Cuma

Bilimsel Bir Araştırma

Kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmada :
Bir kadın bütün gece eve gelmemiş.
Ertesi sabah kocasına, gece bir arkadaşında kaldığını söylemiş.
Kocası, karısının en yakın 10 arkadaşını aramış ve hiçbiri karısının kendisinde kaldığını onaylamamış.
Erkekler üzerinde yapılan bir araştırmada :
Bir adam bütün gece eve gelmemiş.
Ertesi sabah karısına, gece bir arkadaşında kaldığını söylemiş.
Karısı, kocasının en yakın 10 arkadaşını aramış ve 5 tanesi kocasının kendisinde kaldığını onaylamış diğer 5 tanesi ise kocasının hala kendisiyle birlikte olduğunu iddia etmiş. İŞTE ERKEK DAYANIŞMASI!
Ahahahaha:D:D Okuduğumda çok güldüm. :D Gerçekten böyle. Bizden korkmanız lazım hem de çok. Bir erkeğin yalan söylediği çok kolay anlaşılır çünkü çoğu erkek ince düşünmeyi bilmez ama bayanlar her olasılığı tartıp, değerlendirdikleri için yalanlarını bulmak hiçte kolay değildir. Bilemezsin. Tabi ki arandaki güven meselesi önemli. Ben de çok stratejili söylerim yalan söyleyeceksem. Dediklerimin doğruluğundan şüphe etmezsiniz sonra bir bakmışsınız; siz haksızsınız ahahaha:P Yalan kötü birşey tabi ki. Söylemeyelim pek.
Ama işte bayan-erkek farkı bu.
Kalın düşünüyorsunuz beyler, kayışı biraz inceltin ehi. :P

Sadece O’na!

Ne kadar özlemişim aslında seni. Eski defterlerimi karıştırırken rastladım hatırana. Hani hep yazardım ya seni, okuduğum kitapların boşta kalan kısımlarına, defterlerimin en güzel yerlerine, seninle doldururdum her yeri. Dün gece rastladım birine. Beni ne kadar çok sevdiğini yazmışsın. İki güzel sözünü unutulmaza çevirmişim sadece defterimde. Ne de olsa sadece kıyıya köşeye yazdıklarım kalmadı mı ellerimde? Ama ne kadar kötü ki yazdığım anı hatırlayamadım ben. O beni heycanlandıran şeyleri sadece gördüğümde anımsıyorum artık hatta sadece gördüğüm haliyle kalıyor. Oysa ki ne kadar da güzeldi yazarken, duygularımı yüklediğim bir kaç satır daha doğrusu senin duygularından bahsettiğin bir kaç yalan cümle. Onlardı benim bütün umutlarım.

Sonra gözlerim doluverdi birden, sesini duydum sanki kulaklarımda. İrkildim. Giderken bıraktığın o küçük kız değildim artık, toparladım kendimi. Sadece dakikalık bir olaydı bu. Böyle yazdığıma bakma. Umutlarımı öldürüp, gittiğinden beri daha güçlüyüm ben. İzin vermiyorum senin gibilerin yakama yapışmasına. İstemiyorum kimsenin beni senin gibi sevmesini. Sevmesinler. Hele senin gibi hiç sevmesinler. Kolayca gittin çünkü.

Belki de bu yüzdendir yalnızlığa alışıklığım. Bu yüzdendir kendime yetişim. Ve bu yüzdendir ki karşıma çıkan her erkekte seni görüp, vazgeçişim.

Tamamen gittin zannetmiştim. Demek ki hala yüreğimin bir yerlerinde acını taşıyorum. Kendimin bile haberi yok. Sadece böyle zamanlarda ortaya çıkartıyorum. Ama bu acıyı da seviyorum. Çünkü bundan sonrasını daha kıymetli görüyorum. Bundan sonraki daha değerli, daha aklıbaşında bir ilişki olacak, biliyorum ve yaşattığın bu deneyim için sana binlerce kez teşekkür ediyorum.

18 Aralık 2009 Cuma

Eski Sevgili aka Bumerang?

Bugün okuduğum bir forum mesajıyla düşünmeye başladım. Başlıkta "Terk ettikten sonra geri dönen sevgili" mevzusu konuşuluyordu. Çok güzel mesajlar okudum, çok doğru tespitler farkettim ve düşündüklerimin çoğunun başka insanlar tarafından da benimsendiğini görmek açıkcası çok hoşuma gitti. Normalim demek ki dedim hahaha:)

Hepimizin olmuştur. Bırakıp gidip, sonra pişman olduğunu söyleyip geri dönen sevgilileri. Hayır efendim! Pişman filan değil "O". Sadece yalnız. Çünkü sizden daha iyisini bulamadı, kimse sizin kadar sevmedi O'nu. Bunu farketti. Zaten başka kimse de yok dedi, kürkçü dükkanına geri döndü. Senden daha iyisini bulsaydı nah görürdün onu bir daha. Kendini kandırma. Bizzat yaşadığım bir olaydır bu. Kimse de beni aksine inandıramaz. Birini bir kere kaybetmeyi göze aldıysan hep kaybetme durumun söz konusudur. Bir kere vazgeçtimi, vazgeçmeye her zaman hazır demektir. Biri çıkıp bana; gerçekten sevdiği birini artık görmek istemediğini, sesinini, kahkasını duymak istemediğini söylesin. Söyleyemezsiniz. Çünkü olamaz. Eğer olmuşsa; sandığınız kadar çok büyük bir sevginiz yok.

Bu bumerang tarzı sevgilinizden artık sıkılmışsınızdır. Bir süre elinizde tutarsınız ama yok olmayacak gibidir. Atarsınız ama O yine size geri döner. Kendi hayatının değerli dakikalarını böyle saçma şeylerle harcamaya gönüllü olurken, sizin de aynı şeyi yapmanızı bekler. Bazıları buna izin verir, bazıları vermez ki bence izin vermeyin kesinlikle.

Çevremde "Vay anasını! Aşka bak!" dediğim hiç kimse yok hem de hiç! Sadece geçen gün "Bir Bulut Olsam"ı izlerken farkettim. En gerçeğini orada gördüm. Önce Meral Okay anlattı. Sonra ben de düşündüm. Harbiden Mustafa kadar aşık adam var mı? Herkese kızgın bakarken, gözleri Narin'i gördüğünde bu kadar ışık saçarken, bu adamın tüm o psikopatlığına rağmen, kıza aşık olmadığını bir Allah'ın kulu söyleyemez. Tamam kabul ediyorum, adam manyak ki bir erkeğe manyaklık bu kadar yakışır. :D Bunun yanı sıra adam aşık! Bildiğin o aşık herif ya. Zaten sadece böyle filmlerde, dizilerde görürsün böylesini. Bize nasip olmaz yani, anca hayal.

Bitti, dağılın leyn ehi ehi ((:

29 Kasım 2009 Pazar

Şehitlerimiz

Abiniz, kuzeniniz, kardeşiniz, eşiniz, arkadaşınız ve küçük bir bebeğin babası...

Gülümseyerek göndermeye çalışırsınız. Ee askere gönderiyorsunuz. O yaşına kadar gözünüzden sakınmışsınız, canı yanmasın diye onu hep korumaya çalışmışsınız ve O artık yalnız. Aslında hepimiz ondan daha yalnızız. Askerlerimiz; canlarımız. Hayatımızı teslim ettiğimiz kahramanlarımız. Ne kadar söz anlatabilir ki bu duyguyu? Yaşamadan, hissetmeden. Sadece gördüklerimle, dinlediklerimle yazabiliyorum bunları şu an.

Sadece bir kere şafak saydım ve sanırım Allah(c.c) kısmet ederse bir kere de kardeşim için sayarım ama saydığım o şafak bile ki o zamanlar kendisini(1) hiç tanımama rağmen, her gece korkuturdu beni. Çok garip bir durum aslında. Hiç tanımadığınız biri ve siz onun hayatı için endişe ediyorsunuz çünkü her hangi biri değil karşınızdaki o bir ASKER. Dualarınız da yerediveriyor ve ne kadar garip ki ölmesin diye dua ediyorsunuz. Aslında ölse de rahatça ağlayamazsınız bile. Neden mi?

"Şehit olanın arkasından ağlanmaz."

Ağlamamak lazım tabi ki. Onlar ölmezler ki! Hepimizden kat kat şanslı değiller mi? İnsan tanıdığı biri bu erdeme ulaştı diye ağlar mı? Sevinirsin aslında ama işte acı. Onu artık görememenin, duyamamanın verdiği acı. Bir de teröre duyulan öfke. Bunun yanı sıra yanında şehit düşmüş silah arkadaşına bakakalan askeri düşünün. Kim artık onun kadar acıyı bilebilir? Zor be ağlamamak. İmkansız hatta.

Ama gelin görün ki; içinde bulunduğumuz bu iğrenç dünyada, kıçı kırık bir kızın sevgilisinin evine misafirliğe(!) gidipte, bir sinir krizi sonucu öldürülmesini aylarca tartışan bu medyamız, şehit ettiğimiz askerlerimize 10 dakikalarını zor ayırırlar! Ulan sırf bu katil yakalansın diye yaptığınız programları, terör için yapabilseydiniz, halkımızın birliğini medyada da gösterebilseydiniz, terör mü kalırdı! Yok kesip, doğramışmış! Bananeee? Ben mi dedim git psikopatın biriyle birlikte ol diye, ben mi dedim adamın evine git diye! Emniyet görevini yapsın tabi ki yakalasınlar, suçlu cezasını çeksin ama ben her yerde bu haberi görmek zorundamıydım bilmem kaç yüz gün!

Şehitlerimizi her gün gösterin de bari birileri görüp, oturup, ben vatanım için ne yapıyorum? diye düşünsün!

Aslında pek bitirmek istemiyorum ama uzatmanında şu an için manası yok. Sözü olan buyursun mesaj atsın.

Son olarak; ben bir erkeğe sadece yaptığı askerlik için bile saygı duyabilirim! Tanımam şart değil.

Hadii'n eyvallahh!..

(1): Lyricalist

27 Kasım 2009 Cuma

Boşanmaların sıklığı

Bildiğiniz gibi yaşadığımız şu çağda, evlenenler kadar, evliliklerine son verenler de var. Hatta belki de daha fazla çünkü yeni nesil akıllı geç evleniyor artık :P En güzeli! Ne acelemiz var? Arkadan kovalayan mı var sajfhsdf hoş ben hep genç bir anne olmak istemişimdir ama olmayacak gibi duruyorum :D

Neyse şekerlerim gelelim şu boşanma olayına. Öncelikle yazacaklarım kendi fikirlerim ve sizin de buna saygı duyma zorunluluğunuz var. Hoşunuza gitsin, gitmesin.

Şimdi diyeceklerim; kocasından/karısından(olabilir:P) şiddet görmüş bireyler için değil. Benim söyleyeceklerim; sırf şımarıklık kurbanı olanlar. Suçluların geneli bayanlar. Hemcinslerimi koruyamam bu konuda, kusura bakmasınlar ama gerçekten suçlular sizlersiniz. Neden mi? Nerede eski bayanlar? Yoklar! Ben göremiyorum şahsen. İstisnalar hariç tabi ki. Eskiden; kocaya hürmet vardı abiciğim. Evin direği modunda. Şimdi ne oldu? "Aa! Lütfen! Herkes eşit! Kadın erkek ayrımı yapmak çok gerici bir düşünce!" Tabi ki Allah(c.c.) katında hepimiz eşitiz ama o eşitlik senin bahsettiğin eşitlik değil yavru kuzucuğum. Ben de çok mutlu oluyorum ekonomik özgürlüklerini kazanmış bayanlarımızı görünce. Ne kadar güzel diyorum. Ama herkes aynı değil ki azizim. Diğer taraftan aldığı maaşı kocasının gözüne gözüne sokan hatunlar da mevcut! Ve sırf maaşına güvendiği için kocasına istediğini yaptırabileceğini düşünen ve istediği olmayınca da "Benim zaten param var! Seni ne çekicem ben? Herkes kendi yoluna haaade!" diyenler de çoğunlukta. İşte çoğu boşanmanın sebebi bu. Kadınların artık kocalarına hürmet göstermemeleri. Kimse boşanmasın demiyorum, tabi ki boşanmalar da olucak, olmak zorunda ama bu yüzden olan boşanmalara acayip kılım abi ben! Böyle düşünen kadınlar en tez zamanda ekonomik özgürlüklerini kaybetsinler de o güzelim eşlerine muhtaç kalsınlar, bakın o zaman nasıl pervane oluyorlar.

O yüzden eşlerinizin kıymetini bilin, dünyalık şeyler için kırmayın birbirinizi. Ortak hesap açın mesela, paranızı yatırın, ordan kullanın. Senin, benim maaşım olmasın yani. "Bizim paramız" olsun. Ben gerçekten sevdiğim dostlarımla bile bu düşünceyi uygularken, sen eşinle uygulayamıyorsan; kendini en yakın camdan aşağı salla, üşenmessen git köprüden filan at yani daha ne diyim! Anlatabildim mi?

Evlilik danışmanı mı olsam ne yapsam :D Hadi muck.

24 Kasım 2009 Salı

Erkek-Kız Kankalığı

Sabah sözlükte okuduğum bir laftı kendisi. Hani şöyle bir düşündüm de haklıydı da söyleyen yazar arkadaş. Ne mi dedi?

Dedi ki: "Erkekler güzel kızlarla kanka olmazlar!" sjfhjdghf :D

Abi kendimizi kandırmayalım bunun kadar doğru bir önerme mi var?

Hadi inceleyek:

Normal bir erkek güzel bir kız gördüğünde havada karada kapar, eh zaten kapmasa anormal olur. He ben şimdi kendimi de eziyorum şu an çünkü benimde kankalarım var, çoğu erkek. Vay anasını, çok çirkin bir şeyim ben. :D Artı parantez açalım şuraya ya. Ee abi kanka olduk, tek taraflı olmadı bu sonuçta. Benim de kankalarım yakışıklı! Neyiz biz şimdi? Ben de yakışıklı erkeği her türlü tavlarım, yeter ki istiyim. İki ucu boklu değnek demezler mi buna? Ben derim şahsen :D Kişiliğimizden şüphe ettirir bu tarz cümleler. Ben bu olayı bir büyütürüm, biseksüellikten başlar hatta eşcinselliğe kadar gider ha! Aman diyim fazla uzatmayalım kashdsjkhfg :D:D

Neyse işin dalga kısmını geçelim. Ben bunun insanların birbirlerine olan bakış açılarıyla ve aralarındaki muhabbetle alakalı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta; herşeyimizi rahatça konuşabildiğimiz dostlarımız da bir nevi kankalarımız değiller midir? Peki kanka olarak gördüğünüz kişiye olan güveninizin temellerini dostluk üzerine atmaz mısınız? Sonuç olarak; siz dostsunuzdur. He neden sevgili değil de dost? Sevgilinizde aradığınız özellikler genelde kankanızın karakterinden farklı şeyler olur. O yüzden ilginizi o yönde çekemez karşınızdaki insan. Hoş ben her zaman sevgililerin önce iyi birer dost olmaları gerektiğini düşünürüm. Sevgilin bu abi; herkesi bulabilmelisin onda. Yeri geldiğinde kankan da olmalı, abinde/ablanda, annende, babanda vs. Ne biliyim daha çok uzar bu konu. Sonu yok, gayet tartışmaya açık.

Önermemizin yüzeysel doğruluğu, gördüğünüz gibi derinlere indikçe çatırdamaya hatta ve hatta kırılmaya kadar gidiyor. Üzgünüüümm seni kırdığım için önermecikk. :) ama ne yapalım. Alındık yahu! Bizimde abimiz, bacımız, kankalarımız, aynı ana-babadan olmayan kardeşcağızlarımız var cıkcıkcık. :D:D

Sevgili sözlük yazarı arkadaşım; günüme kattığın anlam ve önem için sağ ol. :D

Hade öptüm sizi.

7 Kasım 2009 Cumartesi

İlk Aşk

Ne kadar da temizdir, değil mi? Çok özeldir. İlk kez aşık olmuşsunuzdur. Yabancı olduğunuz bir çok duyguya ev sahipliği yapmaya başlarsınız artık. Düşüncelerinizin sürekli birinde toplanmaya başladığını algılarsınız ve gariptir ki sizi çok mutlu eder bu. Halbuki kısıtlanmayı sevmezdiniz ama artık hoşunuza gider. Aptal aşık diye boşuna demiyorlar yani. İşte böyle başlar her şey, şanslıysanız beraber yaşlanırsınız ama talihsizliğinizin kurbanı olursanız, çok acı çekersiniz. Bittiği anda dünyanız kararır, içinize kapanık bir hal alırsınız.

Bayanlar daha çok yara alıyor gibi görünseler de, erkeklerin kendilerini cezalandırma yöntemleri daha can yakıcıdır. Bayan, acısını çeker, bir süre kabuğuna çekilir ve kendi kendini dinler, hazır hissettiğinde tekrar kolaylıkla birine güvenecektir.

Fakat iş baylara gelince olay çok karmaşık bir hal alır. Bir erkek eğer gerçekten sevdiyse, unutması imkansız gibi birşeydir. Artık bayanlara öfke duymaya başlar, belki ayrılıktan çok kısa zaman sonra hayatına birini alır ama o kişiye bakış açısı asla uzun süreli olmaz. Terkedilmenin acısını, bütün bayanlardan çıkarıcaktır ama aslında kendisi daha çok yara alıcaktır. Umursamaz tavırlar, gömlek değiştirir gibi sevgili değiştirmeler. Bu olayın özüne inerseniz kişide ya çok büyük bir aşk yarasına rastgelirsiniz ya da daha hiç aşık olmadığını görürsünüz.

Bu yüzden ilk aşklarımız en güzelleridir. Geride yaşanmış hiç bir hayal kırıklığınız yoktur. Bu yüzden karşınızdakine sonuna kadar güvenirsiniz. Daha sonradakiler için ise durum hiç kolay değil. Artık işin içine güven ve bağlanma sorunu girer. Bu da karşınızdaki kişiyle aranıza mesafe girmesine sebep olur. Bu yüzden de bugünün çoğu ilişkileri sağlıksız, hastalıklı.

Bugün çok duygusal günümdeyim. (; Kötü şeyler yazmadım bakın :P Öpüldünüz..

21 Ekim 2009 Çarşamba

Ev Hanımıyken Milyoner Olmak!

Ne oldu şekerim? Salya salgılamaya başladın dimi? Bugün iğrencim, kusura bakmayacaksın artık. İstersen bakabilirsin. Sorun değil benim için. Evlenmişsin, çoluk çocuğa da karışmışsın, böyle tipik bir ev kadınısın. Çocuklarla uğraş, markete git, çamaşır yıka, evi topla, yemek hazırla. Uuu, ne kadar hamarat bir kadınsın! Maşallah maşallah.

Sonra bir gece, kıçın açıkta kalsın. Rüyanda vampirlerle ilgili abuk sabuk şeyler gör. Sabah uyan, rüyanı not al. Bununla yetinme, rüyanı hikayeleştirmeye başla. Yaz da yaz. Artık ev kadınlığı konseptinden çıktın. Yazdın romanını. Bir de yetmedi sıraladın, dört tane hatta daha sonra bir tane daha ekleyeceksin buna. Gönderdin yayın evine.

Bir süre bekledin. Sonra bir baktın satışlar patladı. Herkes senin kitabını okuyor. Seni konuşuyor. Yarattığın kahramanlara aşık oluyorlar. Ne yaptın sen böyle hanım abla(1) ? Yetmiyor, kitaplarının filme kadar yolu açılıyor. Film sinemalarda gösterime başladıktan sonra, satışlar daha da artıyor. 37 farklı dile çevrilmiş kitapların, Dünyada tanınıyorsun artık. Milyon dolarlarla oynuyorsun. Sana helal olsun be!

Demek ki neymişş: Yeter ki anlatabileceğin bir hikayen olsun, biraz da kalemin. Ne öyle okullar bitirmeye ne de kendini kemirmene gerek yok. Rüya gör, kitap yaz, şöhret ol ve gelsin paralar.

Hadi hanımlar, yatarken bir tarafınızı açıkta bırakın, bir gün size de şans güler belki! (:

(1): Stephenie Meyer

9 Ekim 2009 Cuma

Sanal Karakterleriniz

Bakıyorum da çevremizde ne kadar adam var yahu! Yıkılıyoruz ha. Herkes delikanlı, herkes adamın en alası. Ne güzel oyunlar oynuyorsunuz siz öyle, eğleniyosunuz dimi? Ee doğaldır; sizin yaş grubunuz için bu tür eğlenceler.

Nette o kadar uzun süre vakit geçirdim ki artık gerçekten tanımadığım kimse muhattabım değil! Adamın konuşmalarına bakıyorsunuz vay be dedirtecek şekilde.. Ne kadar zeki, ne güzel konuşuyor vay anasını modlarındasınız. Sonra bir bakıyorsunuz, ciğeri beş para etmez, sünepenin teki çıkıveriyor. Hani çıkıp bir ortamda karşılaşsanız, yüzüne bile bakmazsınız elemanın ama gelin görün ki nette tanıştığınızda arkadaş olmakla kalmıyor canınız ediveriyorsunuz o "yandan yemiş adamcığı". Yapmayın. Hala bu hataya düşüyorsanız hatta, okuyun, bilgilenin. Bilmemek değil öğrenmemek ayıp.

Bir diğer mevzuda kavgalar. :D Geçen bir arkadaş attı biriyle yaptığı tartışmayı. Arkadaş dalga geçiyor tabi ki ama karşıdaki abi sinirlenmiş iyice dövecek ha! Nee yapmışş klavye beyi abi? Açmış Capsı! Oooooo! Mesaja bak şimdi. :D "Büyük harflerle yazıyorum yani sana şu an bağırıyorum lan! Sana anca böyle bağırabilirim çünkü daha fazlası için ben de göt yok. Ya gördün mü? Kızdım sana bağırdım oh rahatladım Capsı açtım da bütün sinirimi boşalttım ya." :D Öff çok komik olaylar bunlar. Biriyle kavga ediceksen, mimiklerini görmen lazım. Laf soktuğumda suratının aldığı o "Uğraşma benle:(" mesajını almam lazım. O yüzden netten kimseyle tartışmaya dahi girmem. Ben bunu öğreneli çoook oldu.

Ee malum yaş oldu 21. Nete geldiğimde 15-16dıydım. Ben hep olgundum zaten, hiç böyle sorunum olmadı ehehe :P Babam hep aklın önden gidiyor der zaten (H) Kendimi de övmekten eksik kalmam, huyum kurusun. Sen beni böyle tanı da hayatımın sınırları içine girmeye çalışma ahaha.

Nihayetinde; bu soruna sahip bireyleri Allah ıslah etsin der ve içimden klavyeme ordan da ekranıma tuşlanan harflerimi öper, giderim.

8 Eylül 2009 Salı

Ortim için! (:

Hiç sevmem klasik kutlamaları aslında ama bu seferlik böyle olcak ne yapalım. Kendisi bana doğum günümde harika bir şarkı yapmıştı Murat'la birlikte ama malesef benim sesim hiç elverişli değil bunu yapmama :D Aslında güzel sesim vardır ama neyse. :Pp Uzun süredir aklımda olan ve yapabilceğim bence fevkalade bir hediye vardı hala da var ama bir dahaki seneye saklamaya karar verdim.

Bugün benim ortim doğmuş be! Daha o beni hiç tanımamışken, ben onu tanıdım. Yani kısmen. Askerdeydi o zamanlar. Şafağını saymakla meşgul olduk bizde. Ya işte kader, kısmet. Hiç tanımadığım, askere gitmiş biri için şafak saymamı isteseler "Banane be! Ne alaka?" derim o zamanda derdim aslında ama dememişim işte. :D İyi de yapmışım. Hayatımda adamlığına güvendiğim yegane insanlardandır kendisi. Hatta konsepti genişletttürrsek her konuyu rahatlıkla tartışabilceğim tek erkektir kdhfkhdg. Özel hayat filan kalmadı bizde pek. :D Kızdığında fena kükrer. Alınmam söylediklerine pek. Gerçekten isteyerek söylemediğini bilirim ya da öyle hissediyorum ne biliyim. Belki de büyük yanılgılarım var bu konuda ama olsun. Zaten ben dostluklarımın temellerini çıkar olaylarıyla bağlamadığım için, karşımdakinden beklentim olmuyor. Hani beni dinlemek zorunda değil, sevmek zorunda değil ve türevleri..

İnsanlarla arasında yaptığı duvarı çok nadiren kırar, öyle herkesle muhattap olmaz benim ortim. Has adamdır, böyle ağır abidir. :D Ama sağolsun o duvar bana hiç örülmedi (H) Belki de benim kişiliğimdendir. Her ne kadar çabuk kaynaşmış gibi görünsekte dışarıdan, sağlam temellerimiz var, eminim. Ortak düşüncelerde buluşuruz sürekli ve onaylamadığı birşeyi yapmam kesinlikle. Kötülüğümü istemez, bilirim.

Zaten çoğu konuda erkek arkadaşlarıma, kız arkadaşlarımdan daha çok güvenirim. Benim göremediğim çok ayrıntıyı keşfederler. Uyarsınlar beni isterim. Seve seve de dinlerim.

Öf konu neydi nereye getirdim :D İşte ben böyle aklıma geleni yazarım. :P Neyse bu adamın doğum günü bugün.

O; bir can. Yeri hep ayrı. İyi ki sadece tanımakla kalmamışım. Bir yudumum, güzel insanım; iyi ki varsın. (: Hayat ve sen izin verdiğin sürece komşu kızlığına her daim devam. (; Hayatında dahil ettiğin insanların seni üzmek yerine, mutlu etmeleri dileğiyle.

İyi günden çok, kötü günde. (:

Seviyorum seni canım benim. Hep beraber nice mutlu yıllara!.. Mucx.

16 Ağustos 2009 Pazar

Otobüs Maceraları Vol. Bilmem Kaç

Ata’nın "Tek Kişilik Dev Tiyatrosu"nı izlerken bu otobüs maceralarının malzeme yumağı olduğunu söylemişti de bu kadar da olmaz demiştim ama kendisinden özür diliyorum yahu cidden öyleymiş. Acaba oluyordu da ben mi dikkat etmiyordum ya da bana mı sonra olmaya başladı bunlar bileeemiyorumm :D Bugün bir İzmit maceram oldu zaten direk gömün beni. Vilayette insem en fazla 10 dkya varıcam, gideceğim yere, gittim Halk evinde indim, yarım saat yürüdüm. İşte bilgisizlik böyle bir şey! Lanet olsun. İzmitin şöyle geniş çaplı bir krokisine sahip olan var mı? Mekan isimleri de yazsın. Oh daha ne isterim! Gittim, buldum XXX Bankayı. :D Dün ödenmesi gerekiyormuş, bir de elim boş çıktım, iyice cinlendim tabi. Oradan geçiyim dedim Ncity’den arabaya binip dönerim dedim. Köprüyü kaldırmışlar laaaaann:(  Sonra yapmışlar bir de bilmem kaç metre hem sağda hem solda köprü var. Yürürüm birine bir de araba oradan geçmez olur diye düşündüm :| Direk sahile gidip, kendimi Marmara’nın soğuk sularına bırakmanın planlarını yapmaya başladım. Neyse; solu seçtim. :| Arabaya da yetiştim. Oh şansım döndü, kebap! dedim.

Kitap okuyorum, çocuğun teki geldi. Hep aynı muhabbet . "AAaa! Ben de okudum bu kitabı! Süperdir!" Gel de fıttırma ya! Zaten o kadar yürümüşüm. Hava sıcak. Canım burnumda. -Ama hala kitabımın derdindeyim ehem öhöm kem küm :$ P.S.: Orti sen okumasaydın bunu:P- Eee haaaadi caaanım! Sen nasıl okuyorsun ya? Adam bana özel yazdı bu kitabı! Allah Allah! Asabiyete bağlarım, çok fena! Dedim sakin ol. Sen terbiyeli kızsın. Dışardan hala sinirlerim normal gözüküyor demek. Zaten var o huyum. Belli etmem yani. Sonuçta ben içten içe deliriyorum. :@ "Ne güzel!" dedim bir de gülümsedim. Keşke gülümsemeseydim. Hoşuma gitti zannetti. :y Devam ediyorum okumaya çocuk yanımda bık bık bık konuşuyor. "Müsadenle okucam" dedim artık sustu. En azından arka koltuğa geçme nezaketini de gösterdi ahahahaha. Böyle de kaçırırım kendimden insanları. Oh oh! :D Ama acıdım sonra, suratını görmeniz lazımdı. Böyle bir "Hasss…r! Kıza bak lan!" bakışları ahahaha :D Sonra özür mü dilesem dedim ama yanlış anlamasın diye demedim. Hem banane ya :) Bütün yorgunluğum gitti zaten yarattığı stresten eheueh. Neyse devamı sonra.. Muck.

5 Mart 2009 Perşembe

Twilight (Alacakaranlık)



Normalde vampir teması üzerine kurulu olan filmlerden pek hazetmem ama "Twilight" türünün en iyi örneklerinden. Bir arkadaşımın anlatmasıyla büyük merak uyandırdı ben de. Hemen fragmanını izledim. Aslında vampir olan genç adamın, genç kızla aşkı anlatılıyor filmde. Genç adam(Edward)ın ailesi iyi vampirler, insan kanıyla beslenmiyorlar. Genç vampirimizin yakışıklılığını anlatmama gerek yok heralde. (: Kızımız(Bella) da pek şeker. Filmin devamı; Edward'ın Bella'yı kötü vampirden kurtarması. Gerçek bir aşk, aksiyon, tutku ne ararsanız mevcut filmde. Kesinlikle izleyin. Filmin konusu; Stephanie Meyer'ın kitabından ve 3 seri şu anda kitap. İlk kitap filme çevrilmiş ki büyük ihtimalle devamı da gelecek filmlerin. Seri halinde. Gelmeli de. (: Ama dayanamayıp okumak isteyenlere gerekli bilgileri de vereceğim.



Edward: Robert Pattinson
Bella: Kristen Stewart

Kitap Serisi: 
1.  Alacakaranlık / Stephenie Meyer
(Üç şeyden kesinlikle emindim. Birincisi, Edward kesinlikle bir vampirdi. İkincisi, onun ne kadar güçlü olduğunu bilmediğim için bu vampir yani benim kanıma susamıştı. Üçüncüsü, ona koşulsuz ve geri dönülmez biçimde aşıktım.)
2.  Yeni Ay / Stephenie Meyer
(Edward ve Cullen Ailesi’nin diğer üyeleri Bella’nın doğum günü için bir parti verirler, fakat Bella ısrarla karşı çıkar. Çünkü ortada büyük bir sorun vardır; Edward sonsuza dek genç kalacaktır, peki ya Bella? Kâbuslar, sırlar, imkânsızlıklar, seçimler ve kararlar... Bella ve Edward’ı yine zorlu bir mücadele bekliyor. Alacakaranlık’ın kahramanlarının aşk ve heyecan dolu macerası Yeniay’da hız kesmeden devam ediyor. ) 
3. Tutulma / Stephenie Meyer
(Binlerce Alacakaranlık hayranını beklediğine değecek kadar sevindirecek olan kitabın satışa sunulduğu ilk gün kapışılması mümkün! Çünkü Edward´la Bella için aşkın anlamı Tutulma´da daha derin...)

Fragman

Twilight Trailer in HD

Unutmaktan Korkmak

Hangimiz yeni başladığımız defterimizin ilk sayfasına yazdığımız yazıdaki bir yanlışı silmek yerine sayfayı yırtmayı seçmedi ki? 
İstemezdik izi kalsın yanlışın, 
Sayfanın temizliğine yakıştıramazdık. 
Lakin;
Hayatımızdaki temiz duygularımızı sunduğumuz kirli insanları ne silebildik ne de yırtıp atabildik. Güçsüzdük çoğumuz. 
Ve güçsüzlüğümüzle birlikte kirlendi kalbimiz. 
İzi kaldı hep yanlışların. 
Hata kendimizdik.
Daha kolay olmalıydı yırtıp atmak.
Korkmamalıydık unutmaktan.

angeLovess ~ 
03.08.2008

Bitişler ve devamındaki yalnızlıklar.

Herşeyin bitmek için başladığını daha da iyi anlamış bir durumdayım..
Sahte samimiyetler, olasılıksız istekler, menfaatçi düşünceler..
Hepsi insan oğlunun doğasına işlemiş en körpe duygular.
Hepimiz benciliz aslında ama bazılarımızınki hat safhada.
Umursamazlıklar kırgınlıkları, kırgınlıklar üzüntüleri getirir devamında. 
Her türlü duyguyu yaşadım burada. 
Bazen çok sevildiğimi hissetim, 
bazen hiç sevilmediğimi.
Hep yanımda birileri olucak diye düşünürdüm ama yalnızlıklarım daha ağır bastı.
Sıkıldım.
Sıkıntımı geçirecek gerçekliğe en yakını istiyorum.
Bekliyorum.
Sadece içime kapanıyorum.
Tekrar ve tekrar ...

angeLovess ~ 
05.08.2008